Hayatın Hesabını Tutarken Ömrü Unutmak: Geçinemeyen İnsan Ne Zaman Yaşar?

Hayatın Hesabını Tutarken Ömrü Unutmak: Geçinemeyen İnsan Ne Zaman Yaşar?

Enflasyon sepetindeki rakamlar sadece cüzdanımızı değil; ertelenen evlilikleri, kurulamayan yuvaları ve çocukların büyümesini kaçıran yorgun ömürlerimizi öğütüyor.

Sabah alarm çaldığında ayağa fırlayan, aklı ev kirasında, cebindeki otobüs biletinde, akşam markette etiket değiştiren reyon görevlisinin elinde olan bir insan düşünün. Bu insan için gün, bir yaşama sevinciyle değil; “Bugün bu ayı nasıl devireceğim?” matematiğiyle başlar.

Ekranlarda sabahlara kadar enflasyon oranları tartışılır, büyüme rakamları havada uçuşur, refah sepetinin boyutu ölçülür biçilir. Oysa asıl israf edilen, o rakamların arkasında eriyip giden insan ömrüdür.

İşte sokağın en derin yarasından yükselen o can yakıcı soru tam da budur:

“Geçinemeyen insan ne zaman yaşamaya vakit bulur?”

Cevap bellidir: Geçinemeyen insan yaşayamaz; sadece hayatta kalma mücadelesinin (survive etmenin) demir parmaklıkları arasında ömrünü tüketir.

Bu tükenişin tablosu, hayatın her alanında çok acı tezahürlerle karşımıza çıkar:

Birincisi, ertelenen evlilikler ve kurulamayan yuvalardır. Evlilik hayali kuran gençler, bir buzdolabının, bir çamaşır makinesinin ve ev kiralarının altından kalkamayacaklarını gördükçe nişan tarihlerini öteliyor, düğün hayallerini rafa kaldırıyor. İnsanların en taze, en coşkulu yılları, “Önce biraz para biriktirelim” diyerek borç defterlerinin arasında solup gidiyor. Sevmek, yuva kurmak, aile olmak bile ekonomik bir lüks haline getiriliyor.

İkincisi, hiç görülmeyen tatiller, yapılamayan dinlenmelerdir. Tatil denilen şey, bu ülkede milyonlarca insan için sadece televizyon ekranlarında izlenen mavi birer hayalden ibarettir. İnsanlar bırakın şehir dışına çıkmayı, bir hafta sonu çocuklarını parka götürerken bile bilet parasının, simit hesabının endişesini taşır. Ömrü boyunca bir kez bile deniz görmemiş, bir kez bile başını yastığa “Yarın ne yiyeceğim?” kaygısı olmadan koymamış insanlara “Yaşıyorsunuz” denilebilir mi?

Üçüncüsü ve en acısı, çocuklarla geçirilemeyen, çalınmış zamanlardır. Sabahın karanlığında işe çıkıp gece yarısı yorgun argın eve dönen bir baba, çocuğunun ilk adımını, ilk kelimesini, büyüme heyecanını kaçırır. Çünkü o, çocuğunun geleceğini kurtarmak için rızkını kazanmaya çalışırken, asıl bugünü kaybetmektedir. Çocuklar anne babalarının yüzünü dinlenmiş değil, hep yorgun, hep borç dert içinde bıkkın görür.

Geçim derdi sadece mutfaktaki tencerenin boş kalması değildir.

Geçim derdi; insanın hayal kurma yeteneğini, kitaba el uzatma hevesini, akşamüstü sahilde iki çay içme huzurunu elinden alan sinsi bir hırsızdır. İnsan sadece karın doyurmak için yaratılmamıştır; okumak, gezmek, üretmek, sevdikleriyle vakit geçirmek ve anın tadını çıkarmak için ömür sürer.

Fakat bu coğrafyada insan ömrü, faturaları ödemek ve borç kapatmak için tasarlanmış bitmek bilmez bir mesaiye indirgenmiştir.

Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız:

Birincisi, ekonomiyi sadece borsaların ve büyük şirketlerin kârı üzerinden okuyan o vicdansız perspektifi değiştirmektir. Bir ülkenin refahı, asgari ücretlinin, emekçinin ve dar gelirlinin çocuğuna sunduğu imkanlarla ölçülür.

İkincisi, insanı “ucuz iş gücü” veya “tüketici” olarak gören bu çarkı, insanın onurunu, aile bağlarını ve ruh sağlığını koruyan adil bir paylaşım düzeniyle yeniden kurmaktır.

Üçüncüsü, hayatın ertelenemeyecek kadar kısa olduğunu hatırlamaktır. Çalışmak ibadettir, üretmek kutsaldır; ancak bir insan ömrünü sadece borç ödemekle geçiriyorsa, orada adil olmayan bir şeyler var demektir.

Geçinemeyen insanın yaşamaya vakti yoktur, olamaz.

Çünkü geçim derdi, insanın elinden sadece parasını değil, yarınlara dair umudunu ve bugünün neşesini de çalar. İnsanların sadece hayatta kalmak için değil, gerçekten insan gibi yaşamak için nefes aldığı bir düzeni kurana kadar, bu yorgun sokakların ve ertelenmiş ömürlerin hesabı sorulmaya devam edecektir.

Abdullah Özdemir — Diğer Yazıları

OKUYUCU KÖŞESİ

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.

Yorum Yap

Yorumlar yayımlanmadan önce editör onayından geçer. E-posta adresiniz yayımlanmaz.

Yorum göndererek Gizlilik Politikası kapsamında IP adresinizin güvenlik ve moderasyon amacıyla kaydedilmesini kabul edersiniz.