Babanın Rehberindeki Numara: Liyakatın Ölümü ve Fırsat Eşitliğinin Kül Olmuş Hayali

Bir genci hayata 1-0 önde başlatan şey aklı, emeği ve alın teri değil de telefon rehberindeki dayısının soyadıysa, o ülkede geleceğin adından değil iltimastan söz edilir.
Anadolu’nun herhangi bir lisesinde sabahın köründe kalkıp tyt-ayt kitaplarına sarılan, gözleri ekrandan ve kitaptan morarmış, gecesini gündüzüne katarak soru çözen bir genç düşünün. Bir de büyük şehrin lüks semtindeki kafede babasının sol elindeki telefonun ekranına bakıp “Hallederiz koçum, ben akşam genel müdürü ararım” cümleleriyle geleceği peşin peşin tescillenmiş başka bir genç…
İşte bu iki tablo arasındaki mesafe, bir ülkenin ya adalet sarayını ya da adalet mezarlığını inşa eder.
Günümüz Türkiye’sinde gençlerin en çok sorduğu, ama seslerini yukarıdakilere bir türlü duyuramadığı o acı dolu soru tam da budur:
“Bir çocuğun geleceği neden babasının telefon rehberine bağlı olsun?”
Cevap, bu coğrafyanın üzerine karabasan gibi çöken liyakatsizlik çarkının dişlilerinde gizlidir.
Görünen iddia, bu ülkede kapıların çalışana, üretene, hak edene sonuna kadar açık olduğu, fırsat eşitliğinin diploması olan her gence adil bir yarış sunduğudur.
Arkasındaki somut gerçek ise; mülakat masalarının arkasındaki gizli elin, KPSS puanlarını, gece gündüz dökülen alın terini ve sabaha kadar yapılan akademik çalışmaları tek bir telefonla çöpe attığı kayırmacı bir düzenin hâkimiyetidir.
Bu düzenin işleyiş biçimi hayatın her alanında zehirli sarmaşık gibi sarılmıştır:
Birincisi, kamudaki mülakat adaletsizliğidir. Yazılı sınavdan 90 alıp adı sanı duyulmamış bir odada, dayısı olmadığı için üç cümlelik haksız sorularla elenen pırıl pırıl gençlerin ahı bu ülkenin en büyük vebalidir. Karşısına geçip “Hak eden kazanır” masalı anlatanlar, o gencin tırnaklarıyla kazarak elde ettiği geleceği tek bir torpille başkasına peşkeş çekerken vicdanlarının sızlayıp sızlamadığını hiç düşünmezler.
İkincisi, özel sektördeki kariyer basamaklarıdır. Artık pek çok şirkette işe alım kriteri “Hangi üniversiteden mezunsun, ne üretebilirsin?” değil, “Kimin tavassutuyla geldin, kimin tanıdığısın?” sorusudur. Emeğiyle bir yere gelmeye çalışan genç, arkasında bir “dayısı” olmadığı için her kapıda duvara çarpar; ama arkası olan liyakatsiz bir kurgu, en tepeye asansörle çıkarılır.
Üçüncüsü, bu durumun yarattığı o dipsiz “geleceksizlik ve tükenmişlik” hissidir. Gençler bu ülkede kalmak istemiyor, havaalanı dış hatlar gidiş terminalini kurtuluş kapısı olarak görüyor. Neden? Çünkü çalışmanın, dürüst olmanın, geceyi gündüze katmanın bu coğrafyada para etmediğini, her şeyin “dayı-yeğen” ilişkisine, telefon rehberindeki soyadına kilitlendiğini çok iyi biliyorlar. İnsan kendi ülkesinde mülteci gibi hissettirilir mi? Hissettiriliyor.
Bu çürümüşlük sürdürülemez.
Eğer bir toplumda çalışmak aptallık, torpil bulmak ise “akıllılık” olarak görülmeye başlandıysa; o ülkenin biliminde de, ekonomisinde de, ahlakında da geriye gidiş kaçınılmazdır.
Bu gidişatı durdurmanın yolları acil ve keskindir:
Birincisi, kamuda ve özel sektörde mülakat rezaletine son vermektir. Bilgi, liyakat ve yazılı sınav puanı tek ölçüt olmalıdır. Kamera kaydıyla, şeffaf, denetlenebilir olmayan hiçbir işe alım süreci meşru değildir.
İkincisi, fırsat eşitliğini sadece kağıt üstünde değil, dağdaki çobanla büyükşehirdeki patronun çocuğu için aynı imkanları sağlayarak gerçek kılmaktır. Eğitimdeki uçurumu kapatmadan liyakatten bahsedilemez.
Üçüncüsü, “Benim adamım” kültürünü bu ülkenin zihninden kazıyıp atmak, hakkı hak sahibine teslim etme cesaretini göstermektir.
Bir gencin geleceği, babasının telefon rehberindeki kişilerin unvanına değil; kendi zihnine, yüreğine ve alın terine bağlı olmalıdır. O rehberleri tarihin çöp sepetine atıp liyakat bayrağını dikmediğimiz sürece, bu ülkenin en değerli hazinesi olan genç beyinlerini kaybetmeye mahkûmiz. Adalet, babası kim olursa olsun, her çocuğun alnındaki o temiz teri silmeyi başardığı gün gelecektir.
Abdullah Özdemir — Diğer Yazıları
Evdeki Masal ile Sokağın Kuralı: Çocuğumuza Dürüstlüğü Öğretip Nerede Yalnız Bırakıyoruz?

Evde “Asla yalan söyleme, dürüst ol” diyerek büyüttüğümüz bir çocuk, sokağa çıktığında kural çiğneyenin öne geçtiğini gördüğünde ilk sorularını sormaya başlar: “Baba, ben neden dürüst olayım ki?”
Yazıyı oku →Hayatın Hesabını Tutarken Ömrü Unutmak: Geçinemeyen İnsan Ne Zaman Yaşar?

Enflasyon sepetindeki rakamlar sadece cüzdanımızı değil; ertelenen evlilikleri, kurulamayan yuvaları ve çocukların büyümesini kaçıran yorgun ömürlerimizi öğütüyor.
Yazıyı oku →Yıl Yıl Algoritmik Girdap: 2026’dan 2040’a Yapay Zekâ Kehanetlerinin Çıplak Gerçeği

2026’dan 2040’a uzanan takvimdeki her bir yıl, robotların dünyayı ele geçirişinin değil; insan iradesinin küresel sermayeye teslim edilişinin adım adım belgesidir.
Yazıyı oku →Bir Metnin Aysbergi: Mâide 44 ve İslam Dünyasının Siyasi Realitesi

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” ayeti günümüz İslam coğrafyasında nasıl okunuyor; metnin zahiri ile sosyolojik gerçeklik nerede çatışıyor?
Yazıyı oku →Dijital Diktatörlük ve Kilitli Bakiyeler: MASAK ile Siber Suçlar Bu Kapıyı Ne Zaman Çalacak?

Instagram’da kapatılan reklam hesapları ve içeride kalan milyonlarca lira; algoritma zırhına bürünmüş bir sistemin, uluslararası veri ve sermaye hukukunu hiçe sayan muhatapsızlığıdır.
Yazıyı oku →İnkârı Bırakıp Masaya Koyalım: Gül Haç Gerçekte Nerede ve Ne Yapıyor?

Yoktur deyip geçiştirmek yerine somut adreslere, derecelere ve cemiyetlere bakalım: Gül Haç geleneği bugün dünyada ve Türkiye’de tam olarak nasıl faaliyet yürütüyor?
Yazıyı oku →Pandeminin Gölgesinde Kalan Patent: Şüphe ile Bilim Nerede Ayrılıyor?

Covid-19 aşılarıyla yeniden alevlenen biyolojik kontrol tartışmaları, teknik bir patent metninin soğuk satırlarında gerçek bir sınav veriyor.
Yazıyı oku →Ahlak’lı Vicdan: Sanayide Hâlâ Umut Var

Nilüfer’de bir oto servisinde şahit olunan kısa bir diyalog; kâr hırsının vicdanı teslim aldığı bir çağda dürüst esnaflığın hâlâ ayakta olduğunu gösteriyor.
Yazıyı oku →Kelebeğin Kanadındaki Gölge: İspat ile Efsanenin Ayrıldığı Çizgi

MKUltra’nın imha edilen arşivlerinden beslenen Monarch efsanesi, zihin kontrolü korkusu ile belgelenmiş gerçekler arasındaki o tehlikeli boşlukta uçuyor.
Yazıyı oku →Makam Arabalarının Uğramadığı Yerde Bir Muhtarın Başardığı

Nilüfer Çamlıca’da düzenlenen bir mahalle festivali; lüks araçların, koruma ordularının ve büyük bütçelerin başaramadığı komşuluk bağını tek bir meydanda kurdu.
Yazıyı oku →Secdeden Çıkıp Hayata Karışırken: Kendi Kirimizle Yüzleşme Vakti

Hırsızlığın mahallesini, adaletsizliğin tarafını seçtiğimiz gün ahlakı kaybettik; peki secdedeki o samimi teslimiyeti sokağa taşımaya cesaretimiz var mı?
Yazıyı oku →Dağ Yöresinin Sessiz Çığlığı: Bir Mektubun Aynasındaki Bursa

Harmancık’tan yükselen açık mektup yalnızca siyasi bir sitem değil; göçle boşalan ilçelerin, ulaşılamayan telefonların ve ötelenen temsil hakkının birikmiş feryadıdır.
Yazıyı oku →Yargıda Cesaret Adımı: Tebrikler Yerinde, Ama Asıl Sınav Sırada

Dokunulmaz sanılan odakların üzerine kararlılıkla gidilmesi topluma nefes aldırır; fakat yargıda asıl başarı, cesareti kişilerden bağımsız bir sisteme dönüştürebilmektir.
Yazıyı oku →Kapalı Zarfların İçinde Kalan Şeffaflık

Kamu personelinin mal varlığı bildirimi yıllardır kilitli dolaplarda bekliyor; peki bu bildirimler gerçekten denetlenirse devlete duyulan güven nasıl değişir?
Yazıyı oku →Habergundemim’den Bursa Valisi Erol Ayyıldız’a Ziyaret

Habergundemim’den Marmara Bölge Temsilcisi Abdullah Özdemir ve Bursa Temsilcisi Buse Çetin , Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret ederek Bursa’daki yayın çalışmalarının başladığını duyurdu.
Yazıyı oku →
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.