Secdeden Çıkıp Hayata Karışırken: Kendi Kirimizle Yüzleşme Vakti

Hırsızlığın mahallesini, adaletsizliğin tarafını seçtiğimiz gün ahlakı kaybettik; peki secdedeki o samimi teslimiyeti sokağa taşımaya cesaretimiz var mı?
Cuma vakti ezan sesiyle cami kapısından içeri giren kalabalığa bakın. Yan yana saf tutan, aynı yöne dönen, aynı halının üzerine başını koyup alnını secdeye değdiren yüzlerce insan görürsünüz. O safta zengin ile yoksul, sağcı ile solcu, dindar ile seküler ayrımı silinir. Bedenler mutlak bir teslimiyetle eğilir; insan kendi küçüklüğünü, nefsinin sınırlarını hatırlar.
Fakat caminin kapısından dışarı adım atıldığı o ilk saniyede ne olur?
Ayakkabısını giyip sokağa çıkan, işinin başına dönen, sosyal medyasını açan ya da makam koltuğuna oturan aynı insan; az önce secdede teslim ettiği nefsini birdenbire kibrin, ayrışmanın ve taraf kayırmacılığının zırhına büründürür.
İşte toplum olarak en derin yaramız tam olarak bu eşikte açılıyor: İbadetteki teslimiyeti, hayattaki ahlaka dönüştürememek.
Bugün Türkiye’de herkes bir başkasının ahlakını sorguluyor. Sağcı solcuyu, solcu sağcıyı; dindar seküleri, seküler muhafazakârı parmakla işaret ediyor. Herkes kirlenmeyi karşı mahallenin sınırları içinde arıyor. Kendi partisinin, kendi cemaatinin, kendi ideolojisinin içindeki çürümeyi, torpili ve rantı ise türlü bahanelerle meşrulaştırmaya çalışıyor.
Oysa hırsızlığın ideolojisi olmaz. Rüşvetin namaz kılanı ile kılmayanı arasında bir fark yoktur. Torpille bir gencin hakkını gasp eden bürokrat; ister Atatürk rozeti taksın, ister tespih çeksin, yaptığı şeyin adı tek bir kelimedir: Zulüm.
“Benim hırsızım iyidir, senin hırsızın alçaktır” mantığı bir toplumu içten içe çürüten en zehirli hastalıktır. Hak, adalet, liyakat ve ehliyet kavramları rafa kaldırıldığında geriye sadece gücü elinde tutanın borusunun öttüğü kaba bir orman kanunu kalır.
Artık durup düşünmek, o cuma saatinin sükûnetini hayatımızın merkezine taşımak zorundayız. Çünkü bu gidişat sürdürülebilir değildir. Birbirimize ördüğümüz kalın duvarların arkasında sadece kendi yankımızı dinleyerek ortak bir vatan inşa edemeyiz.
Bir ahlak devrimine ihtiyacımız var. Ama bu devrim yukarılardan, süslü genelgelerden ya da nutuk kürsülerinden başlamayacak; her birimizin kendi vicdan muhasebesiyle başlayacak:
Birincisi, “önce kendimizle yüzleşmek” zorundayız. Kendi çocuğumuz sınavda geride kaldığında torpil arayışına girmemekle, kendi dükkânımızda gramajdan çalmamakla, kendi çalıştığımız kamu kurumunda mesaiyi hakkıyla vermekle başlayacak. Kendi mahallemizin yanlışına, en az karşı mahallenin yanlışına bağırdığımız kadar yüksek sesle itiraz edemiyorsak, adalet talebimiz samimi değildir.
İkincisi, devlette liyakati mutlak kırmızı çizgi ilan etmeliyiz. Kamunun kapısından içeri girerken bakılacak tek bir ölçü olmalıdır: Ehliyet ve dürüstlük. Bir makama getirilecek kişinin kimin akrabası, kimin hemşehrisi ya da hangi yapının mensubu olduğuna değil; o işi layıkıyla yapıp yapamayacağına bakılmalıdır. Bir gencin emeğini korumak, bu vatana yapılabilecek en büyük hizmettir.
Üçüncüsü, üretim ve bağımsızlık iradesini ahlaki bir zemin üzerine oturtmalıyız. Tüketime, ranta, faize ve kolay yoldan zenginleşmeye dayalı bir düzen ahlak üretemez. Alın terini, tarladaki çiftçiyi, fabrikadaki mühendisi ve üreten sanayiciyi merkeze alan bir kalkınma modeli kurmadıkça bağımsızlık sadece dilde bir slogan olarak kalır.
Tarihimizde bu topraklara ruh veren mayanın içinde adalet vardı. Birbirine sırt dönmeyen, emanete hıyanet etmeyen, haksızlık karşısında susmayan bir insan kumaşımız var.
Ümitsizliğe yer yok; ama sahte avuntulara da tahammülümüz kalmadı.
Secdede teslim edilen o kibir, sokakta bir başkasının hakkını çiğnemeye dönüşmüyorsa namaz anlamını bulur. Birbirimize sıktığımız yumrukları açıp, ortak vatanın ve ortak vicdanın etrafında ellerimizi birleştirdiğimiz gün, o beklenen ahlak devrimi de kendiliğinden gerçekleşecektir.
Abdullah Özdemir — Diğer Yazıları
Bir Metnin Aysbergi: Mâide 44 ve İslam Dünyasının Siyasi Realitesi

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” ayeti günümüz İslam coğrafyasında nasıl okunuyor; metnin zahiri ile sosyolojik gerçeklik nerede çatışıyor?
Yazıyı oku →Dijital Diktatörlük ve Kilitli Bakiyeler: MASAK ile Siber Suçlar Bu Kapıyı Ne Zaman Çalacak?

Instagram’da kapatılan reklam hesapları ve içeride kalan milyonlarca lira; algoritma zırhına bürünmüş bir sistemin, uluslararası veri ve sermaye hukukunu hiçe sayan muhatapsızlığıdır.
Yazıyı oku →İnkârı Bırakıp Masaya Koyalım: Gül Haç Gerçekte Nerede ve Ne Yapıyor?

Yoktur deyip geçiştirmek yerine somut adreslere, derecelere ve cemiyetlere bakalım: Gül Haç geleneği bugün dünyada ve Türkiye’de tam olarak nasıl faaliyet yürütüyor?
Yazıyı oku →Pandeminin Gölgesinde Kalan Patent: Şüphe ile Bilim Nerede Ayrılıyor?

Covid-19 aşılarıyla yeniden alevlenen biyolojik kontrol tartışmaları, teknik bir patent metninin soğuk satırlarında gerçek bir sınav veriyor.
Yazıyı oku →Ahlak’lı Vicdan: Sanayide Hâlâ Umut Var

Nilüfer’de bir oto servisinde şahit olunan kısa bir diyalog; kâr hırsının vicdanı teslim aldığı bir çağda dürüst esnaflığın hâlâ ayakta olduğunu gösteriyor.
Yazıyı oku →Kelebeğin Kanadındaki Gölge: İspat ile Efsanenin Ayrıldığı Çizgi

MKUltra’nın imha edilen arşivlerinden beslenen Monarch efsanesi, zihin kontrolü korkusu ile belgelenmiş gerçekler arasındaki o tehlikeli boşlukta uçuyor.
Yazıyı oku →Makam Arabalarının Uğramadığı Yerde Bir Muhtarın Başardığı

Nilüfer Çamlıca’da düzenlenen bir mahalle festivali; lüks araçların, koruma ordularının ve büyük bütçelerin başaramadığı komşuluk bağını tek bir meydanda kurdu.
Yazıyı oku →Dağ Yöresinin Sessiz Çığlığı: Bir Mektubun Aynasındaki Bursa

Harmancık’tan yükselen açık mektup yalnızca siyasi bir sitem değil; göçle boşalan ilçelerin, ulaşılamayan telefonların ve ötelenen temsil hakkının birikmiş feryadıdır.
Yazıyı oku →Yargıda Cesaret Adımı: Tebrikler Yerinde, Ama Asıl Sınav Sırada

Dokunulmaz sanılan odakların üzerine kararlılıkla gidilmesi topluma nefes aldırır; fakat yargıda asıl başarı, cesareti kişilerden bağımsız bir sisteme dönüştürebilmektir.
Yazıyı oku →Kapalı Zarfların İçinde Kalan Şeffaflık

Kamu personelinin mal varlığı bildirimi yıllardır kilitli dolaplarda bekliyor; peki bu bildirimler gerçekten denetlenirse devlete duyulan güven nasıl değişir?
Yazıyı oku →Habergundemim’den Bursa Valisi Erol Ayyıldız’a Ziyaret

Habergundemim’den Marmara Bölge Temsilcisi Abdullah Özdemir ve Bursa Temsilcisi Buse Çetin , Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret ederek Bursa’daki yayın çalışmalarının başladığını duyurdu.
Yazıyı oku →
Yorumlar