Ahlak’lı Vicdan: Sanayide Hâlâ Umut Var

Nilüfer’de bir oto servisinde şahit olunan kısa bir diyalog; kâr hırsının vicdanı teslim aldığı bir çağda dürüst esnaflığın hâlâ ayakta olduğunu gösteriyor.
Oto sanayi sitelerinin bekleme salonlarında zaman ağır akar. Çay ocağından gelen bardak şıngırtıları, dışarıdan yükselen kompresör sesleri ve anahtar tıkırtıları arasında çoğu araç sahibinin zihninde hep aynı endişeli soru döner: “Acaba bu kez ne kadar fatura çıkacak, değişmeyen parçanın parası yazıldı mı, hakkımdan fazlası mı alınıyor?”
Bugün Türkiye’de bir tamirhaneye, bir servise ya da herhangi bir teknik işletmeye adım atan sıradan vatandaşın ilk refleksi maalesef güven değil, tetikte olmaktır. Çünkü hayat pahalılığının yarattığı yorgunluk bir yana; fırsatçılığın, işi bilmeyeni aldatmanın ve “ne koparırsam kârdır” anlayışının neredeyse bir ticaret kuralı haline getirildiği bir dönemden geçiyoruz.
İşte tam bu güvensizlik ikliminin ortasında, Bursa’nın Nilüfer ilçesindeki bir özel servisin(NServis) bekleme salonunda çay içerken kulak misafiri olunan küçücük bir diyalog, insanı derinden sarsıyor ve unuttuğumuz bir hakikati yüzümüze çarpıyor.
Masa başında muhasebe görevlisi işletme sahibine sesleniyor:
“Bu aracın sunroof giderleri açıldı, 6 bin lira fatura kesiyorum.”
İşletme sahibi Baki Turan ise hiç tereddüt etmeden, sesi sert ve net bir tonda hemen araya giriyor:
“Olur mu öyle şey? Biz dört değil, sadece iki gideri açtık. Bu konuda çok dikkat edin; iki gider için almanız gereken tutar 3 bin liradır.”
Mesele ne o üç bin liralık farktır ne de açılan su tahliye kanalları.
Mesele, müşterinin kapalı kapılar ardında ne yapıldığından tamamen habersiz olduğu, önüne konacak her rakamı sineye çekip ödemek zorunda kalacağı o boşluk anında gösterilen ahlaktır.
Görünen tablo, küçük bir fatura düzeltmesidir.
Arkasındaki büyük gerçek ise; kimsenin görmediği, kimsenin denetlemediği yerde bile kendi nefsine sınır çizebilen, hak ile batılı ayıran kadim esnaf vicdanıdır.
Bugün pek çok sektörde “serbest piyasa” adı altında ahlakın piyasadan tamamen kovulduğuna şahit oluyoruz. Etiketlerin her gün değiştiği, işçilik adı altında fahiş bedellerin talep edildiği, yapılmayan işlemlerin listelere eklendiği bir düzende herkes birbirini kandırmaya çalışıyor. Tarladaki kabzımal marketi, market tüketiciyi, tamirci müşteriyi, usta çırağı hırpalıyor. Toplum olarak en büyük zafiyetimiz, gayrimeşru kazancı “uyanıklık”, dürüstlüğü ise “saflık” sayan o çürümüş zihniyettir.
Oysa bu toprakların mayasında Ahilik kültürü vardır. Sabah dükkânını açarken rızkın yalnızca parayla değil, helal niyetle geleceğine inanan; terazinin dirhemine, emeğin hakkına titreyen bir esnaf terbiyesi bu medeniyetin omurgasıydı.
Nilüfer’deki o serviste sergilenen tavır, işte o unuttuğumuz omurganın hâlâ kırılmadığını gösteriyor. O işletme sahibi, o an kasaya fazladan girecek üç bin lirayı değil; akşam yastığa başını koyduğunda hissedeceği iç huzurunu ve kapısından çıkan insanın hakkını seçti.
Bu duruş yalnızca kuru bir tebriği değil, üzerinde derin derin düşünmeyi hak ediyor:
Birincisi, ticaret ahlakı kanun zoruyla ya da zabıta baskınıyla kurulamaz. Denetim elbette şarttır, faturalar incelenmelidir; fakat bir ustanın elini müşterinin cebinden çekecek asıl güç, göğüs kafesinin altındaki o sarsılmaz vicdandır. Kendi iç denetimini yapamayan bir ticaret düzeni, kaç müfettiş görevlendirilirse görevlendirilsin iflah olmaz.
İkincisi, tüketici olarak dürüstlüğü ödüllendirme sorumluluğumuz var. Bizi aldatmayan, hakkı teslim eden, eksik işe tam para talep etmeyen esnafı fark etmek, ona sahip çıkmak ve hakkını teslim etmek zorundayız. Dürüstlük yalnız bırakıldığında meydan fırsatçılara kalır.
Üçüncüsü, “herkes çalıyor, ben niye dürüst kalayım?” kolaycılığına teslim olmamaktır. Çürüme her yanı sarmış gibi görünebilir; ancak o zinciri kıracak olan şey, herkesin kendi tezgâhında, kendi masasında ve kendi vicdanında durduğu yeri korumasıdır.
Servisin bekleme odasında o sözleri duyduğunuzda hissettiğiniz o hafifleme boşuna değildir.
Çünkü insan, kaybettiğini sandığı o büyük hazineyi –yani dürüstlüğü– hiç beklemediği bir anda karşısında görünce geleceğe dair yeniden umut besliyor. Üç bin liralık bir fazlalığı reddeden o ses, aslında bütün bir topluma şunu hatırlatıyor:
Para kazanılır, araba tamir edilir, ekonomi düzelir; yeter ki insanın içindeki o adalet terazisi şaşmasın. Hâlâ o teraziye sahip çıkanlar var ve işte tam da bu yüzden yarınlara dair umut hep diri kalacaktır.
Abdullah Özdemir — Diğer Yazıları
Bir Metnin Aysbergi: Mâide 44 ve İslam Dünyasının Siyasi Realitesi

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” ayeti günümüz İslam coğrafyasında nasıl okunuyor; metnin zahiri ile sosyolojik gerçeklik nerede çatışıyor?
Yazıyı oku →Dijital Diktatörlük ve Kilitli Bakiyeler: MASAK ile Siber Suçlar Bu Kapıyı Ne Zaman Çalacak?

Instagram’da kapatılan reklam hesapları ve içeride kalan milyonlarca lira; algoritma zırhına bürünmüş bir sistemin, uluslararası veri ve sermaye hukukunu hiçe sayan muhatapsızlığıdır.
Yazıyı oku →İnkârı Bırakıp Masaya Koyalım: Gül Haç Gerçekte Nerede ve Ne Yapıyor?

Yoktur deyip geçiştirmek yerine somut adreslere, derecelere ve cemiyetlere bakalım: Gül Haç geleneği bugün dünyada ve Türkiye’de tam olarak nasıl faaliyet yürütüyor?
Yazıyı oku →Pandeminin Gölgesinde Kalan Patent: Şüphe ile Bilim Nerede Ayrılıyor?

Covid-19 aşılarıyla yeniden alevlenen biyolojik kontrol tartışmaları, teknik bir patent metninin soğuk satırlarında gerçek bir sınav veriyor.
Yazıyı oku →Kelebeğin Kanadındaki Gölge: İspat ile Efsanenin Ayrıldığı Çizgi

MKUltra’nın imha edilen arşivlerinden beslenen Monarch efsanesi, zihin kontrolü korkusu ile belgelenmiş gerçekler arasındaki o tehlikeli boşlukta uçuyor.
Yazıyı oku →Makam Arabalarının Uğramadığı Yerde Bir Muhtarın Başardığı

Nilüfer Çamlıca’da düzenlenen bir mahalle festivali; lüks araçların, koruma ordularının ve büyük bütçelerin başaramadığı komşuluk bağını tek bir meydanda kurdu.
Yazıyı oku →Secdeden Çıkıp Hayata Karışırken: Kendi Kirimizle Yüzleşme Vakti

Hırsızlığın mahallesini, adaletsizliğin tarafını seçtiğimiz gün ahlakı kaybettik; peki secdedeki o samimi teslimiyeti sokağa taşımaya cesaretimiz var mı?
Yazıyı oku →Dağ Yöresinin Sessiz Çığlığı: Bir Mektubun Aynasındaki Bursa

Harmancık’tan yükselen açık mektup yalnızca siyasi bir sitem değil; göçle boşalan ilçelerin, ulaşılamayan telefonların ve ötelenen temsil hakkının birikmiş feryadıdır.
Yazıyı oku →Yargıda Cesaret Adımı: Tebrikler Yerinde, Ama Asıl Sınav Sırada

Dokunulmaz sanılan odakların üzerine kararlılıkla gidilmesi topluma nefes aldırır; fakat yargıda asıl başarı, cesareti kişilerden bağımsız bir sisteme dönüştürebilmektir.
Yazıyı oku →Kapalı Zarfların İçinde Kalan Şeffaflık

Kamu personelinin mal varlığı bildirimi yıllardır kilitli dolaplarda bekliyor; peki bu bildirimler gerçekten denetlenirse devlete duyulan güven nasıl değişir?
Yazıyı oku →Habergundemim’den Bursa Valisi Erol Ayyıldız’a Ziyaret

Habergundemim’den Marmara Bölge Temsilcisi Abdullah Özdemir ve Bursa Temsilcisi Buse Çetin , Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret ederek Bursa’daki yayın çalışmalarının başladığını duyurdu.
Yazıyı oku →
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.