Dijital Diktatörlük ve Kilitli Bakiyeler: MASAK ile Siber Suçlar Bu Kapıyı Ne Zaman Çalacak?

Instagram’da kapatılan reklam hesapları ve içeride kalan milyonlarca lira; algoritma zırhına bürünmüş bir sistemin, uluslararası veri ve sermaye hukukunu hiçe sayan muhatapsızlığıdır.
Dijital dünyanın “serbest piyasa” dediği şey, günden güne devasa bir kapana dönüşüyor. Türkiye’de küçük işletmelerden e-ticaret devlerine, yerel esnaftan içerik üreticilerine kadar binlerce insan her sabah aynı kabusa uyanıyor: “Hesabınız kısıtlandı” ya da “Reklam ilkesi ihlali sebebiyle hesabınız kapatıldı.”
İşin en can yakıcı yeri, o soğuk ekran uyarısının hemen altında duran rakamlardır. Önceden yüklenmiş, henüz harcanmamış yüz binlerce liralık bakiyeler, onay bekleyen ödemeler ve aylardır verilen emeğin karşılığı olan bakiye havuzları…
Sistem tek bir otomatik hamleyle kapıyı kilitliyor. Karşınızda ne bir muhatap var, ne derdinizi anlatabileceğiniz bir müşteri temsilcisi, ne de hakkınızı arayabileceğiniz fiziki bir bina. Instagram ve arkasındaki küresel dev Meta, deyim yerindeyse “burnundan kıl aldırmayan” soğuk algoritma duvarlarının arkasına saklanmış durumda.
Peki, sokağın haklı olarak yükselttiği o soruya cesaretle bakalım: Bu durum algoritmik bir güvenlik tedbiri mi, yoksa uluslararası boyutta bir “dijital gasp” zihniyeti mi? Kapanan hesapların içindeki o milyonlarca lira gerçekte kimin cebinde kalıyor?
Görünen iddia; topluluk standartlarını korumak, sahte hesapları engellemek ve platform güvenliğini sağlamak adı altında yürütülen otomatik denetimlerdir.
Arkasındaki somut gerçek ise; hiçbir insan denetiminin işletilmediği, itiraz yollarının bürokratik bir labirentte boğulduğu ve kullanıcı parasının muhatapsız biçimde sistemde tutulduğu bir kurumsal vurdumduymazlıktır.
Meta’nın resmî prosedürlerine bakarsanız “Kapatılan hesabın kalan bakiyesi iade edilebilir” denir. Fakat uygulamaya geldiğinizde, kısıtlanan bir hesabın Business panelinde canlı desteğe ulaşmak adeta imkânsız hale getirilir. İtiraz butonları “Son kararımız nihaidir” diyerek tek taraflı kapatılır. Toplam ölçeğe vurulduğunda milyarlarca dolara ulaşan bu “askıdaki” paralar; iade edilmediği, süreci uzatıldığı ya da kullanıcının canından bezip peşini bıraktığı her gün küresel sermayenin finansal havuzunda faizsiz Likidite olarak kalmaktadır. Hizmeti vermeyip parayı içeride tutmanın ticaret hukukundaki karşılığı nettir: Haksız kazanç.
İşin bir de veri güvenliği ve hukuki boyutları var.
Meta, Avrupa Birliği’nin GDPR (Genel Veri Koruma Yönetmeliği) normlarına ve Türkiye’nin KVKK mevzuatına tabi olduğunu iddia ediyor. Ancak Türkiye’deki kullanıcıların kişisel verilerini, ticari reklam parametrelerini ve müşteri haritalarını işlerken sergilediği tutum, uluslararası veri ilkelerinin açık ihlalidir. Hesabınızı sebepsiz yere kapatıp ticari verilerinizi ve içerideki finansal değerinizi erişilemez kılan bu anlayış, kullanıcının veri üzerindeki tasarruf hakkını gasp etmektir. “Sözleşmeyi kabul ettiniz” kılıfı, hiçbir uluslararası şirkete bir ülkenin yurttaşını mağdur etme yetkisi vermez.
Bu kurallı zorbalığın önüne geçmek için kamu aygıtının, devletin denetim mekanizmalarının derhal devreye girmesi şarttır:
Birincisi, MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) bu durumu finansal mercek altına almalıdır. Türkiye’den çekilen, reklam bakiyesi olarak sistemde bloke edilen ama hizmete dönüşmeyen ya da iade edilmeyen paraların mali akışı, vergilendirilmesi ve sermaye transferi boyutlarıyla milimetrik olarak denetlenmelidir. Vatandaşın parası üzerinden kurulan bu finansal havuzun hesabı sorulmalıdır.
İkincisi, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Meta’ya çok açık yaptırım iddialarıyla masa kurmalıdır. Türkiye’de milyonlarca dolarlık ticari hacim çeviren bir platformun; temsilci atamayı sadece bir usul formalitesi olarak görmesi engellenmeli, hesap kısıtlamalarında “24 saat içinde insan temsilciyle muhatap olma zorunluluğu” getirilmelidir.
Üçüncüsü, Ticaret Bakanlığı haksız sözleşme şartlarına ve mağdur edilen reklam verenlerin alacaklarına ilişkin cezai yaptırım süreçlerini başlatmalıdır. Tüketicinin ve işletmenin parasına el koyup “algoritma kapattı” demek, hukuk devletinde kabul edilemez.
Hiçbir küresel şirket, ne kadar devasa olursa olsun, bir ülkenin hukukundan, kamu vicdanından ve insan haklarından üstün değildir.
Bugün Türk esnafının, dijital girişimcisinin parasına ve emeğine “algoritma kararıyla” el koyup muhatap dahi olmayan bu tepeden bakmacı anlayış, devletin resmî kurumlarının kapıyı çalmasıyla hizaya gelecektir. Siber suçlar da, MASAK da, yargı da bu gidişata dur demek zorundadır. Aksi halde dijitalleşme dediğimiz şey, geleceğin dünyası değil; emeğin ve paranın muhatapsız kapana kıstırıldığı kölelik düzeni olarak kalacaktır.
Abdullah Özdemir — Diğer Yazıları
Bir Metnin Aysbergi: Mâide 44 ve İslam Dünyasının Siyasi Realitesi

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” ayeti günümüz İslam coğrafyasında nasıl okunuyor; metnin zahiri ile sosyolojik gerçeklik nerede çatışıyor?
Yazıyı oku →İnkârı Bırakıp Masaya Koyalım: Gül Haç Gerçekte Nerede ve Ne Yapıyor?

Yoktur deyip geçiştirmek yerine somut adreslere, derecelere ve cemiyetlere bakalım: Gül Haç geleneği bugün dünyada ve Türkiye’de tam olarak nasıl faaliyet yürütüyor?
Yazıyı oku →Pandeminin Gölgesinde Kalan Patent: Şüphe ile Bilim Nerede Ayrılıyor?

Covid-19 aşılarıyla yeniden alevlenen biyolojik kontrol tartışmaları, teknik bir patent metninin soğuk satırlarında gerçek bir sınav veriyor.
Yazıyı oku →Ahlak’lı Vicdan: Sanayide Hâlâ Umut Var

Nilüfer’de bir oto servisinde şahit olunan kısa bir diyalog; kâr hırsının vicdanı teslim aldığı bir çağda dürüst esnaflığın hâlâ ayakta olduğunu gösteriyor.
Yazıyı oku →Kelebeğin Kanadındaki Gölge: İspat ile Efsanenin Ayrıldığı Çizgi

MKUltra’nın imha edilen arşivlerinden beslenen Monarch efsanesi, zihin kontrolü korkusu ile belgelenmiş gerçekler arasındaki o tehlikeli boşlukta uçuyor.
Yazıyı oku →Makam Arabalarının Uğramadığı Yerde Bir Muhtarın Başardığı

Nilüfer Çamlıca’da düzenlenen bir mahalle festivali; lüks araçların, koruma ordularının ve büyük bütçelerin başaramadığı komşuluk bağını tek bir meydanda kurdu.
Yazıyı oku →Secdeden Çıkıp Hayata Karışırken: Kendi Kirimizle Yüzleşme Vakti

Hırsızlığın mahallesini, adaletsizliğin tarafını seçtiğimiz gün ahlakı kaybettik; peki secdedeki o samimi teslimiyeti sokağa taşımaya cesaretimiz var mı?
Yazıyı oku →Dağ Yöresinin Sessiz Çığlığı: Bir Mektubun Aynasındaki Bursa

Harmancık’tan yükselen açık mektup yalnızca siyasi bir sitem değil; göçle boşalan ilçelerin, ulaşılamayan telefonların ve ötelenen temsil hakkının birikmiş feryadıdır.
Yazıyı oku →Yargıda Cesaret Adımı: Tebrikler Yerinde, Ama Asıl Sınav Sırada

Dokunulmaz sanılan odakların üzerine kararlılıkla gidilmesi topluma nefes aldırır; fakat yargıda asıl başarı, cesareti kişilerden bağımsız bir sisteme dönüştürebilmektir.
Yazıyı oku →Kapalı Zarfların İçinde Kalan Şeffaflık

Kamu personelinin mal varlığı bildirimi yıllardır kilitli dolaplarda bekliyor; peki bu bildirimler gerçekten denetlenirse devlete duyulan güven nasıl değişir?
Yazıyı oku →Habergundemim’den Bursa Valisi Erol Ayyıldız’a Ziyaret

Habergundemim’den Marmara Bölge Temsilcisi Abdullah Özdemir ve Bursa Temsilcisi Buse Çetin , Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret ederek Bursa’daki yayın çalışmalarının başladığını duyurdu.
Yazıyı oku →
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.