Kapalı Zarfların İçinde Kalan Şeffaflık

Kamu personelinin mal varlığı bildirimi yıllardır kilitli dolaplarda bekliyor; peki bu bildirimler gerçekten denetlenirse devlete duyulan güven nasıl değişir?
Kamu kurumlarında göreve başlayan her memurun, yükselen her bürokratın ya da seçilen her yöneticinin önüne ilk günlerde konulan bir form vardır: Mal Bildirimi Formu. Üzerinde taşınmazlar, banka hesapları, altınlar, taşıtlar ve borçlar için ayrılmış satırlar yer alır. Doldurulur, imzalanır, kapalı bir zarfa konur ve kurumun personel arşivindeki çelik dolaba kaldırılır.
Sonra? Sonrası genellikle koca bir sessizliktir. O zarf, ancak bir şikâyet, açık bir soruşturma veya yargıya intikal eden bir skandal patlak verirse o kilitli dolaptan çıkarılır.
Oysa kamu görevi, sadece mesai saatlerini doldurmaktan ibaret bir iş değildir. Kamu görevi, vatandaşın alın teriyle ödediği vergilerin, ortak bütçenin ve kamu yetkisinin bir kişiye emanet edilmesidir.
Vatandaş kendi hayatında bir kuruşun hesabını yaparken; market sepetini doldururken, faturaları denkleştirmeye çalışırken kamunun gücünü kullananların mali durumundaki olağanüstü sıçramaları gördüğünde içinde derin bir yara açılır. “Ben sabahın köründen akşama kadar çalışıp bu faturayı ödeyemezken, bu insanlar bu servete nasıl ulaştı?” sorusu zihne bir kez düştüğünde, yalnızca o kamu görevlisine değil, devletin bizzat kendisine duyulan güven zedelenir.
Görünen mesele bir memurun ya da yöneticinin arabasının, evinin değişmesidir.
Arkasındaki asıl mesele ise liyakatin, hesap verebilirliğin ve kamu ahlakının denetimsizlik yüzünden aşınmasıdır.
Bugün Türkiye’de yasal olarak mal bildirimi zorunluluğu zaten vardır; 3628 sayılı kanun yıllardır yürürlüktedir. Yani ortada mevzuat eksikliği yoktur. Eksik olan şey; bu bildirimlerin somut, yaşayan, otomatik ve karşılaştırmalı bir denetim mekanizmasına bağlanmamış olmasıdır. Zarfa yazılan ile gerçek hayattaki tapu, banka ve vergi kayıtları birbirini tutuyor mu? Bir bürokratın ya da karar vericinin maaşı ile son beş yılda edindiği mal varlığı arasında hayatın olağan akışına uygun bir denge var mı? Bu sorular rutin bir denetime tabi tutulmadığı sürece, kapalı zarflar sadece bürokratik bir formalite olmaktan öteye geçemez.
Kamuda görev yapan yüz binlerce dürüst, namuslu, maaşından başka geliri olmayan öğretmeni, polisi, mühendisi, doktoru ve memuru tenzih etmek gerekir. Zaten mal varlığının etkin şekilde araştırılması, en çok onların hakkını korumak için gereklidir. İşini hakkıyla yapan memur ile kamunun imkânlarını kendi şahsi zenginleşme aracına dönüştüren ayrılmadığı sürece, kurumsal çürüme herkesin üzerine sıçrar.
Peki, bu tıkanıklık nasıl aşılır ve bu denetim nasıl gerçek bir sonuca dönüşür?
Birincisi, dijital çapraz denetim sistemi kurulmalıdır. Bildirimler kağıt üzerinde kilitli dolaplarda beklemek yerine; MASAK, Gelir İdaresi, Tapu ve Kadastro ile bankacılık sistemleriyle entegre edilmiş dijital bir ağ üzerinden otomatik taranmalıdır. Maaş ve bilinen yasal gelirler ile mal varlığındaki artış arasında orantısız bir fark tespit edildiğinde, sistem kendiliğinden “izah isteme” sürecini başlatmalıdır.
İkincisi, “nereden buldun” ilkesi kamu yöneticileri ve kritik karar mercilerindeki personel için işletilmelidir. İhale komisyonu üyeleri, imar ve ruhsat yetkilileri, üst düzey bürokratlar ve seçilmiş yöneticiler; görev süreleri boyunca edindikleri mal varlığının kaynağını tereddütsüz biçimde ispat edebilmelidir. İspat edilemeyen her zenginleşme, kamusal bir sorumluluk doğurmalıdır.
Üçüncüsü, üst düzey yöneticiler ve seçilmişler için mal varlığı bildirimleri kamuoyunun denetimine açılmalıdır. Şeffaflık, gizli kapılar ardında değil, milletin gözü önünde sağlanır. Halkın yetki verdiği kişi, görevine başlarken neye sahip olduğunu ve görevi bırakırken neyle ayrıldığını açıkça gösterebilmelidir.
Devletin ciddiyeti, vatandaşına kestiği cezada veya topladığı vergide değil; kendi içindeki yetkiyi ve kaynağı nasıl denetlediğinde belli olur.
Kendi personelinin hesabını soramayan bir sistem, sokaktaki vatandaştan güven ve sabır bekleyemez. O kilitli dolaplardaki zarflar açılıp gerçek bir şeffaflık masaya konduğunda, sadece yolsuzlukların önüne geçilmeyecek; toplum ile devlet arasındaki en temel harç olan adalet duygusu da yeniden yerine oturacaktır.
Abdullah Özdemir — Diğer Yazıları
Bir Metnin Aysbergi: Mâide 44 ve İslam Dünyasının Siyasi Realitesi

“Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir” ayeti günümüz İslam coğrafyasında nasıl okunuyor; metnin zahiri ile sosyolojik gerçeklik nerede çatışıyor?
Yazıyı oku →Dijital Diktatörlük ve Kilitli Bakiyeler: MASAK ile Siber Suçlar Bu Kapıyı Ne Zaman Çalacak?

Instagram’da kapatılan reklam hesapları ve içeride kalan milyonlarca lira; algoritma zırhına bürünmüş bir sistemin, uluslararası veri ve sermaye hukukunu hiçe sayan muhatapsızlığıdır.
Yazıyı oku →İnkârı Bırakıp Masaya Koyalım: Gül Haç Gerçekte Nerede ve Ne Yapıyor?

Yoktur deyip geçiştirmek yerine somut adreslere, derecelere ve cemiyetlere bakalım: Gül Haç geleneği bugün dünyada ve Türkiye’de tam olarak nasıl faaliyet yürütüyor?
Yazıyı oku →Pandeminin Gölgesinde Kalan Patent: Şüphe ile Bilim Nerede Ayrılıyor?

Covid-19 aşılarıyla yeniden alevlenen biyolojik kontrol tartışmaları, teknik bir patent metninin soğuk satırlarında gerçek bir sınav veriyor.
Yazıyı oku →Ahlak’lı Vicdan: Sanayide Hâlâ Umut Var

Nilüfer’de bir oto servisinde şahit olunan kısa bir diyalog; kâr hırsının vicdanı teslim aldığı bir çağda dürüst esnaflığın hâlâ ayakta olduğunu gösteriyor.
Yazıyı oku →Kelebeğin Kanadındaki Gölge: İspat ile Efsanenin Ayrıldığı Çizgi

MKUltra’nın imha edilen arşivlerinden beslenen Monarch efsanesi, zihin kontrolü korkusu ile belgelenmiş gerçekler arasındaki o tehlikeli boşlukta uçuyor.
Yazıyı oku →Makam Arabalarının Uğramadığı Yerde Bir Muhtarın Başardığı

Nilüfer Çamlıca’da düzenlenen bir mahalle festivali; lüks araçların, koruma ordularının ve büyük bütçelerin başaramadığı komşuluk bağını tek bir meydanda kurdu.
Yazıyı oku →Secdeden Çıkıp Hayata Karışırken: Kendi Kirimizle Yüzleşme Vakti

Hırsızlığın mahallesini, adaletsizliğin tarafını seçtiğimiz gün ahlakı kaybettik; peki secdedeki o samimi teslimiyeti sokağa taşımaya cesaretimiz var mı?
Yazıyı oku →Dağ Yöresinin Sessiz Çığlığı: Bir Mektubun Aynasındaki Bursa

Harmancık’tan yükselen açık mektup yalnızca siyasi bir sitem değil; göçle boşalan ilçelerin, ulaşılamayan telefonların ve ötelenen temsil hakkının birikmiş feryadıdır.
Yazıyı oku →Yargıda Cesaret Adımı: Tebrikler Yerinde, Ama Asıl Sınav Sırada

Dokunulmaz sanılan odakların üzerine kararlılıkla gidilmesi topluma nefes aldırır; fakat yargıda asıl başarı, cesareti kişilerden bağımsız bir sisteme dönüştürebilmektir.
Yazıyı oku →Habergundemim’den Bursa Valisi Erol Ayyıldız’a Ziyaret

Habergundemim’den Marmara Bölge Temsilcisi Abdullah Özdemir ve Bursa Temsilcisi Buse Çetin , Bursa Valisi Erol Ayyıldız’ı ziyaret ederek Bursa’daki yayın çalışmalarının başladığını duyurdu.
Yazıyı oku →
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.