Hesabı Verilmeyen Paranın Mührü Olmaz

Hesabı Verilmeyen Paranın Mührü Olmaz

Oda seçimleri yaklaşırken büyüyen seçim harcamaları konuşuluyor. Asıl mesele ise paranın miktarından çok, kaynağının ve hesabının sorulabilmesi.

Bir çay ocağında iki esnafın seçim sohbetine kulak misafiri olduğunuzu düşünün.

Masada broşürler, afişler, seçim programları… Bir tarafta yıllardır aynı dükkânda siftahını büyütmeye çalışan bir esnaf, diğer tarafta oda seçimleri için harcanan paraları konuşuyor.

Sonra o cümle geliyor:

“Bu kadar para nereden geliyor?”

Aslında mesele tam da burada başlıyor.

Oda seçimleri yaklaşırken Bakırçay’da da çeşitli meslek kuruluşlarında hareketlilik artıyor. Adaylar kendilerini anlatıyor, ekipler kuruluyor, ziyaretler yapılıyor, toplantılar düzenleniyor. Bunların hepsi seçim sürecinin doğal parçaları.

Fakat bir noktadan sonra doğal olanla olağanüstü olanı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Çünkü bazı seçim kampanyalarında ortaya çıkan harcama görüntüsü, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Bu kampanyanın finansmanı nasıl sağlanıyor?

Burada kimseyi suçlamak değil, bir soruyu meşru kabul etmek gerekiyor.

Para nereden geliyor?

Bu sorunun cevabı verilmeden yapılan her yorum eksik kalır. Hele ki konuşulan rakamlar milyonlarla ifade ediliyorsa…

Bir adayın seçim çalışması için ne kadar para harcadığı elbette tek başına onun hakkında suçlama anlamına gelmez. Bir insan kendi imkânlarını kullanabilir, destek alabilir, gönüllülerle çalışabilir. Bunların hukuki ve mali çerçevesi ayrıca değerlendirilir.

Ama kamuoyunun sorması gereken soru da ortadan kalkmaz.

Kaynak nedir?

Çünkü oda başkanlığı bir ticari şirketin patronluğu değildir. Oda, üyelerinin aidatlarıyla ve ortak menfaatleriyle var olan bir yapıdır. Başkanlık da kişisel bir yatırım alanı değil, temsil sorumluluğudur.

İşte bu nedenle seçim döneminde harcanan paranın kaynağı kadar, o paranın yarın ne anlama geleceği de önemlidir.

Diyelim ki bir aday seçim sürecinde çok büyük bir bütçe kullandı.

Peki neden?

Bu para yalnızca seçimi kazanmak için mi harcandı?

Yoksa seçim sonrasında başka beklentiler doğuracak bir ilişki ağı mı oluşturuldu?

İşte bunu sormak kimseyi suçlamak değildir. Tam tersine, temsil makamlarının şeffaflığı açısından son derece doğal bir kamuoyu denetimidir.

Çünkü insan ister istemez matematiğe bakıyor.

Bir tarafta aidatını zamanında ödemeye çalışan, dükkân kirasını denkleştiren, personel maaşını düşünen, vergi ve diğer yükümlülüklerle boğuşan esnaf var.

Diğer tarafta ise seçim döneminde oldukça yüksek bütçelerle yürütülen kampanyalar görüyoruz.

Bu görüntü arasındaki mesafe büyüdükçe soru da büyüyor.

Esnafın temsilciliğine talip olan bir kişinin seçim sürecindeki ekonomik gücü, temsil ettiği insanların ekonomik gerçekliğiyle ne kadar örtüşüyor?

Bu, yalnızca bir adayın değil, bütün oda seçim kültürünün meselesidir.

Üstelik burada yalnızca adaylara da bakmamak gerekiyor.

Biz seçmenler olarak neye bakıyoruz?

En büyük afişe mi?

En kalabalık yemeğe mi?

En pahalı broşüre mi?

En çok araçtan oluşan konvoya mı?

Yoksa adayın gerçekten ne söylediğine, geçmişte ne yaptığına, hangi projeyi ortaya koyduğuna ve verdiği sözlerin arkasında durup durmadığına mı?

Belki de seçimlerin en büyük yanılgısı burada.

Görünür olanı başarı sanıyoruz.

Oysa bir başkanın başarısı, duvarlardaki fotoğrafının büyüklüğüyle ölçülmez. Üyesinin sorununu çözebiliyor mu, kurumun parasını doğru yönetiyor mu, üyeler arasında adil davranıyor mu, kamu kurumlarıyla ilişkisini üyelerinin menfaatine kullanabiliyor mu; asıl mesele bunlardır.

Bir de şu var.

Seçim için harcanan paranın kaynağı konusunda şeffaflık talep etmek, yalnızca adaylardan değil, seçim sisteminin kendisinden de beklenmelidir.

Kim ne kadar harcadı?

Bu harcamanın kaynağı ne?

Ayni veya nakdi destekler varsa bunlar nasıl değerlendiriliyor?

Seçim bittikten sonra adaylar ve seçilen yönetimler bu konuda üyelerine ne kadar bilgi veriyor?

Bunlar konuşulmadığında dedikodu konuşulur.

Dedikodunun olduğu yerde ise gerçek çoğu zaman kaybolur.

Oysa yapılması gereken çok basit: Kişiler üzerinden konuşmak yerine belgeler üzerinden konuşmak.

Bir adayın harcamasını eleştireceksek rakamı ortaya koymak, kaynağı hakkında soru soracaksak somut bilgi istemek, bir iddia varsa bunu doğrulamadan hükme bağlamamak gerekir.

Çünkü hesap sormak başka şeydir, itham etmek başka.

Oda seçimleri de tam bu ayrımın sınavıdır.

Sandıkta kullanılacak oy yalnızca bir ismin karşısındaki kutucuğu işaretlemek değildir. Aynı zamanda nasıl bir temsil anlayışının tercih edildiğini göstermenin yollarından biridir.

Esnafın,Ticaret erbabının artık daha fazla slogan değil, daha fazla şeffaflık istemesi gerekiyor.

Çünkü koltuklar gelip geçer.

Afişler sökülür.

Broşürler çöpe gider.

Seçim yemeklerinin masaları toplanır.

Ama seçilen yönetimin aldığı kararlar, yönettiği kaynaklar ve üyelerine karşı taşıdığı sorumluluk yıllarca kalır.

Bu yüzden mesele “Kim daha çok para harcadı?” sorusundan ibaret değil.

Daha önemli soru şu:

Bu para nereden geldi ve bu paranın hesabı kime verilecek?

Bir makamın değeri, ona ulaşmak için harcanan parayla değil; o makamda otururken verilen hesabın açıklığıyla ölçülür.

Çünkü hesabı verilmeyen paranın mührü olmaz.

ekran-goruntusu-2026-09-16-141809-021815-1
OKUYUCU KÖŞESİ

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.

Yorum Yap

Yorumlar yayımlanmadan önce editör onayından geçer. E-posta adresiniz yayımlanmaz.

Yorum göndererek Gizlilik Politikası kapsamında IP adresinizin güvenlik ve moderasyon amacıyla kaydedilmesini kabul edersiniz.