ÇOCUĞU KORURKEN AİLESİNDEN UZAKLAŞTIRMAYALIM

Okul güvenliği hepimizin ortak meselesi. Ama güvenliği sağlarken, çocuğun en önemli güven alanlarından biri olan ailesini okulun kapısında bırakmamalıyız.
Duvar Değil, Güvenlik Çemberi: Okul Kapısında Aileyi Dışarıda mı Bırakıyoruz?
Son aylarda Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da, son olarak da geçtiğimiz günlerde Manisa Turgutlu’da yaşanan ve hepimizin yüreğini dağlayan acı olaylar, okul güvenliği konusunu bir kez daha birinci gündem maddemiz haline getirdi. Millî Eğitim Bakanlığı’nın giriş-çıkışlar, ziyaretçi kuralları, kamera sistemleri ve çevre güvenliğine dair aldığı tedbirler son derece yerinde ve kaçınılmaz adımlardır. Okul kapısında taviz verilmeyeceği konusunda hepimiz hemfikiriz.
Nitekim yeni eğitim-öğretim döneminde veli görüşmelerinin Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması, randevusuz ziyaretlerin ve yetkisiz kişilerin okula girişinin engellenmesi uygulamaya konuldu. Buraya kadar her şey mantıklı görünüyor. Fakat tam da bu noktada, eğitimin ruhunu ilgilendiren kritik bir soruyu sormak zorundayız: Çocuklarımızı korurken, onları ailelerinden uzaklaştırıyor duyuz?
Manisa’daki acı hadiseyi düşünün; olay duyulur duyulmaz endişeyle evlatlarının durumunu öğrenmek için okul kapısına akın eden veliler ile güvenlik güçleri arasında yaşanan o çaresiz arbede, aslında meselenin özünü özetliyor. Bir anne ya da babanın panik anında veya günlük yaşamda çocuğunun sığınacağı en güvenli liman olduğunu unutuyoruz.
Bir okulun kapısı elbette kontrollü olmalıdır. Kimin girip çıktığı bilinmeli, öğretmenlerimizin huzurla görev yapacağı bir ortam sağlanmalıdır. Ancak çocuğunun durumunu öğrenmek, bir kaygısını paylaşmak ya da ders dışı bir sorunu iletmek isteyen bir anne-babanın varlığı neden potansiyel bir güvenlik riski olarak algılansın?
Düşünün; çocuğunuzun son günlerde içine kapandığını, bir zorbalığa uğradığını ya da bir arkadaşıyla problem yaşadığını hissettiniz. İlk refleksiniz ne olur? Okula gitmek, öğretmeniyle, rehberlik servisiyle yüz yüze konuşmak… İşte aile bilinci tam olarak budur. Karşımızda bir evrak veya dosya numarası değil, bir çocuk var. Randevu sistemi ders akışını korumak ve kargaşayı önlemek adına elbette faydalı bir araçtır; ancak bu sistem veli ile okul arasında aşılmaz bir bürokratik duvara dönüşmemelidir.
Güvenlik Yüksek Duvarlar Değil, Güçlü İletişimdir
Okul güvenliğini yalnızca kapıdaki görevli, kamera ya da kilitli bahçe kapısından ibaret görmek büyük bir eksiklik olur. Nitekim Manisa’daki saldırıda da görüldüğü üzere güvenlik sadece polisiye veya fiziki tedbirlerle sınırlı kalamaz; rehberlik servisini, öğretmenin dikkatini ve en önemlisi velinin sezgilerini de kapsar. Çocuktaki küçük bir değişimi, bir korkuyu ya da davranıştaki sapmayı çoğu zaman öğretmenden önce fark eden kişidir aile. O halde aileyi güvenlik denkleminden çıkarıp kapının dışına itmek yerine, neden bu sistemin doğal bir parçası haline getirmiyoruz?
Randevu sistemine karşı olmak başka şeydir, iletişim duvarına karşı olmak başka. Veli okul kapısında adeta “istenmeyen kişi” muamelesi görmemeli; aksine “Çocuğunuzun güvenliği ve gelişimi için sizinle iş birliği yapıyoruz” mesajını almalıdır.
Çocuk yalnızca okulun öğrencisi değildir; bir ailenin evladı, bu toplumun geleceğidir. Güvenlik önlemleri alınsın, kimlik doğrulamaları yapılsın, randevular işletilsin; fakat aileyle kurulan canlı bağ koparılmasın.
Asıl mesele şudur: Okullarımızı güvenli hale getirirken aileleri dışarı mı iteceğiz, yoksa onları da bu güvenlik halkasının içine mi dahil edeceğiz?
Çözüm; çocuklarımızın etrafına geçit vermez soğuk duvarlar örmek değil; öğretmenin, okul yönetiminin, devletin ve anne-babanın yan yana durduğu güçlü bir güvenlik çemberi oluşturmaktır. Çünkü bir çocuğu korumanın en kararlı yolu, onu ailesinden ayırmak değil, ailesiyle birlikte sahiplenmektir.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı. Görüşünüzü ilk paylaşan siz olun.